13 Şubat 2010 Cumartesi
10 Şubat 2010 Çarşamba
Ah biz neymişiz meğer
1978 yılında Türkan Şoray "Sultan" filminde bu sözleri söylemişti."kadınlar yüzüğe de gelinliğe de dayanamaz, inanırlar.
Ah kimler yoktu ki bu filmde....
Yavuz Turgul'u görüyoruz senaryoda.
Hele ki yönetmeni...
Bunun üzerine geçen gün de Ayça'nın (şen) şakasındaki cümlesi geldi aklıma
Ebru Çapa'yı Türk Kadını Evlendirme ve Güçlendirme Vakfı'ndan arıyor.
Evlilik karşıtı yazı yazdığından,
"Türk kadını evlenmeden duramaz.
Türk kadınları ana sütü gibi temiz gelinlikler için yaşıyorlar.
Bakınız çeyiz yapıyoruz."
Ahahahaha
Devlet bize yardım edecek...
Haydi hayırlısı bayanlar.
6 Şubat 2010 Cumartesi
3 Şubat 2010 Çarşamba
köşe
yavaş mı hızlı mı gidiyorum, bilinmez...sıkı sıkı giyindim fakat yine de bir taraftan soğuk giriyor içime içime.önlem alamıyorum yeteri kadar demek ki.sokağın içine girmem gerek şimdi.sokak, biraz dar ve kıvrımlı.kaldırımlarındayım şu an zaten.yola geçmeyi gözüm almıyor pek.sanki burası daha güvenilir.kestiremiyorum.bilemiyorum.sağa,sola,sağa,sola... devam ediyor kıvrımlar.sonu yok.kısa kısa geçişleri var.aynı sokak içerisindeyken bir bakıyorum sokak adları hızlı değişiyor.kaç sokak geçtim acaba.farkında değilim.neredeyim şimdi?ezberim de pek iyi değil ki.zaten akılda tutulacak gibi değil.Ne yapayım şimdi ben?
duraksa?
koş?
duraksa?
koş?
27 Ocak 2010 Çarşamba
24 Ocak 2010 Pazar
Edebiyatın Mozart'ıydı
Çehov “Martı”yı sahneye koyan Moskova Sanat Tiyatrosu oyuncularıyla birlikte.
Babası Azak kıyısında Taganrog’da bakkaliye sahibiydi; hesaplı, cimri, dindar bir adamdı. Oğlunun işini devam ettirmesini her şeye tercih ederdi. Pavel Çehov’un dedesi ise Rusya’nın milyonlarca toprak kölesinden biriydi. Taganrog Rusya’nın Baltık kıyıları gibi dünyaya açılan bir köşesiydi; Azak kıyısındaki şehir Rusların, Tatarların, Kazakların, Yahudilerin ve çağdaş ticaret ile tarımı temsil eden, çalışkan Almanların yığıldığı bir yerdi.
Anton Pavloviç Çehov’un ilginç bir dünyada büyüdüğü bir gerçek. Tıp okudu, kendisi de hastaydı. Rusya ikliminin denizle birleştiği yerlerde verem insanoğlunun başlıca düşmanıdır. Tek istisna Kırım sahilleriydi. Çehov mustarip olduğu veremden yakasını en çok orada kurtarabiliyordu.
Kısa ömründe hikayeleri ve tiyatro eserleriyle edebiyat alanının Mozart’ı sayılacak kadar verimli oldu dense yeridir. Çehov uluslar, kültürler ve zamanlar arasıdır. Çağının hiçbir dramaturgu, ne Henrik İbsen ne August Strindberg ve Bernard Shaw, onun kadar etkili olamaz. Herkes Çehov’da bir sosyal tahlilci, 1905 devriminin arifesinde etkileyici bir yazar arar. Oysa zamanının atmosferi dışında Çehov insanoğlunun derinliğini yakalamayı bilir. Onun karakterleri her zaman bu dünyada vardır. Çizdiği tipler bile her gün etrafımızdadır. Günün hareketsizlik ortamında sıradan konuşmalar yapan insanların iç dünyalarını onun kadar kimse çizemez.
“Vanya Dayı” durgun bir çiftlik ortamında yaşanan çatışan karakterleri anlatır
Çehov’un seyircisi satır arasından felsefe okumayı bilen bir uyanık okuyucu gibidir. “Martı” St.Petersburg’daki ilk temsilinde anlaşılamadı. Büyük tiyatro adamı Stanislavski’nin eline geçince Moskova Sanat Tiyatrosu’nda yüzyılın tiyatro olayı yaşandı.
Çehov tiyatro adamlarını rejisöründen tek repliği olan oyuncuya kadar ayrı bir dünyanın yani bir sanatlar bileşkesinin hizmetkarı yapan yazardır. Tiyatro oyunculuğu; Çehov gibi bir yazar, Stanislavski ve Nemiroviç -Dançenko gibi rejisörlerle gerçek ve muhteşem bir sanat haline geldi. Hâlâ daha Rus tiyatrosu böyle gidiyor. O dünya ile ilişkisi olan Tel Aviv’in, İngiltere’nin tiyatrolarında da bu sanat yaşıyor. Son 30 yıldır tiyatro dünyasının birçok yerde girdiği durgunluktan ancak bu ustalar izlenerek çıkılması mümkündür.
“Vanya Dayı” oyunu durgun bir çiftlik ortamında çatışan karakterlerin bir patlamasıyla sürer; daha doğrusu her şey gene bu çatışmaların üstündeki örtüyle devam eder. Bu görüş ne bir kötümserliktir ne de muhafazakarlıktır. Sakin görünen tabiat ve dünyanın içindeki müthiş kaynamayı görürüz.
Çehov psişik dramanın ustasıdır. Küçük hikayelerinde de aynı ustalık göze çarpar. Ölümsüz karakterler izlenir. Bu karakterlerin bazıları sadece bir toplumsal tiptir. Ama o tipler dahi zihnimizde ve gönlümüzde başka yazarların sözde derinlemesine incelenen karakterlerinden daha çok kalıcı izler bırakır. Tiyatroda ön sıradaki müdürünün ensesine hapşırdığı için hayatı kendine zehir eden ve boyuna özür dileyerek cinnet getiren gibi... Veya şehirde çırak olarak çalıştığı dükkanda ustasından yediği dayak, açlık ve kötü hayattan kendisini kurtarması için “köye-dedeye” adresine mektup yazan çırak çocuğun serencamı gibi...
Malikanesi, yazlığı ve evi hâlâ çok ziyaretçi çeker
Çehov’un karakter ve tiplerinin her biri okuyucuların zihninde hayat boyu yaşar. Çok erkenden benimsenen, çevrilen yazar 1904 yılı temmuz ortasında Almanya’da Badenweiler’de tedavi için yattığı klinikte öldü. Moskova’da bugün müze olan evi, Kırım’daki küçük yazlığı ve Rusya’nın merkezindeki “Melikhova” diye adlandırdığı malikanesi ünlü insanların ziyaret yeriydi.
Kostantin Sergeyeviç Stanislavski (Aleksiyev) yılda sadece birkaç temsil vermek için ünlü Moskova Sanat Topluluğu’nu kuran zengindir. Büyük tiyatro adamının hayatı Çehov’u yorumlamakla anlam kazanmıştır denebilir. Eşi Olga Knipper de bu tiyatro topluluğunun başarılı aktristiydi.
Rusya 1800’lerin sonundan itibaren sanat öncüsü oldu
Doğrusu Çehov’un dönemi büyük tiyatro adamlarının ve sanat koruyucularının zamanıydı. Aynen Stanislavski gibi tiyatroyu koruyan ve topladığı koleksiyonlarla bugün bir tiyatro müzesine adını veren Bahçurin veya Fransız empresyonistlerinin dahi yaşamasını sağlayan ünlü sanat koleksiyonerleri Sçukin ve Morozov gibileri hep bu çevrenin adamlarıydı.
19’uncu yüzyıl sonu ve 20’nci yüzyıl başındaki Rusya sahne sanatlarında ve müzikte eski klasik dönemini tamamlayıp modern dünyanın öncüsü bir ülke haline gelmişti. Bu verimliliği Birinci Cihan Harbi ya da komünist devrim değil, doğrudan doğruya Stalinizm sona erdirmiştir.
Dehalar arasında yaş farkı olmaz
Çehov’un en önemli iki dostu Maksim Gorki ve Lev Tolstoy’dur. Gorki gibi ileride Bolşevik hareketin içinde yer alacak bir yazar ve Lev Tolstoy gibi kilise karşıtı, adaletsiz düzeni tenkit eden ama dünyaya açık mistik bir Hıristiyanın müşterek tarafı nedir? Dehalar arasında Madam de Stael’in dediği gibi “yaş ve cinsiyet farkı olmaz” ve kanımca derin dehalar uyuşmazlıktan çok uyuştukları noktaların etrafında buluşurlar.
100 yıl evvelki Rusya 150 yıl evvelinden başlayan bu ananeyi sürdürüyordu ve bu dehalar camiası
elan beşeriyete ışık tutabilir.
İlber Ortaylı - Milliyet
24 Ocak Pazar 2010
21 Ocak 2010 Perşembe
Üzerine söylevler...
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
Gidin ve görün.
Daha yeni çıktım oyundan.
Bir uğrayın Devlet Tiyatroları'na.
Haydi.
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
ProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonelProfesyonel
Gidin ve görün.
Daha yeni çıktım oyundan.
Bir uğrayın Devlet Tiyatroları'na.
Haydi.
19 Ocak 2010 Salı
belki de
17 Ocak 2010 Pazar
Hala bekliyorum
Anton Çehov‘un 150. yaşı
17 Ocak 1860 Çehov’un doğum günüdür. Azak Denizi kıyısında Taganrog’da doğdu. Troçki, Lenin’in doğduğu yer Volga boyundaki Simbirsk için; “İnsanın feodal Rusya’nın dehşetini anlaması için Simbirsk’de doğması gerekir” demişti. Belki Çehov için de “Taganrog’da doğan insan Karadeniz’in halklarını, Rusları ve bütün insanları anlar” demek gerekir.
Çehov dünya tiyatrosunda psişik natüralizmin en usta temsilcisi, hatta çağdaşı Norveçli Henrik İbsen’i bile gölgede bırakır. Hikayelerinde değişen Rusya’yı, küçük insanları, eriyen üst sınıfları, yükselen orta sınıfları Gorki’den daha derinlemesine incelediği söylenebilir.
Cüneyt Gökçer’in “Vanya Dayı”sı
Üç yazar çok yakın dosttu, hatta birbirlerini kurumsal alanda desteklemecesine bu dostlukları sürdü: Kont Lev Tolstoy, tıp doktoru Anton Çehov ve Maksim Gorki. Bu üç insanın nesi müşterekti? Galiba Rus edebiyatının ihtişamını yapan, bu ayrı rüzgârların buluşmasıdır.
Bu hafta Milliyet’in Kitap eki Anton Çehov için önemli yazılar yayımladı. Gelecek hafta Çehov’un dönemini ben de bir yazıyla ele alacağım ama şu kadarını söyleyelim, 150 yıldır eskimeyen, gittikçe daha çok okunan ve çevrilen yazarlar listesinin başında Çehov geliyor. Daima tercüme alanında yaya kalan memleketimizde dahi Çehov’un eserleri iyi ve kötü tercüme örnekleriyle ta başından beri okuyucuların önüne getirilmiş, tiyatrolarımızda temsil edilmiş. 1965 yılında Cüneyt Gökçer’in başrolü oynadığı “Vanya Dayı”yı galiba dönemin seyircileri hâlâ unutamadılar.
Milliyet: - İlber Ortaylı
17 Ocak Pazar 2010
Çehov dünya tiyatrosunda psişik natüralizmin en usta temsilcisi, hatta çağdaşı Norveçli Henrik İbsen’i bile gölgede bırakır. Hikayelerinde değişen Rusya’yı, küçük insanları, eriyen üst sınıfları, yükselen orta sınıfları Gorki’den daha derinlemesine incelediği söylenebilir.
Cüneyt Gökçer’in “Vanya Dayı”sı
Üç yazar çok yakın dosttu, hatta birbirlerini kurumsal alanda desteklemecesine bu dostlukları sürdü: Kont Lev Tolstoy, tıp doktoru Anton Çehov ve Maksim Gorki. Bu üç insanın nesi müşterekti? Galiba Rus edebiyatının ihtişamını yapan, bu ayrı rüzgârların buluşmasıdır.
Bu hafta Milliyet’in Kitap eki Anton Çehov için önemli yazılar yayımladı. Gelecek hafta Çehov’un dönemini ben de bir yazıyla ele alacağım ama şu kadarını söyleyelim, 150 yıldır eskimeyen, gittikçe daha çok okunan ve çevrilen yazarlar listesinin başında Çehov geliyor. Daima tercüme alanında yaya kalan memleketimizde dahi Çehov’un eserleri iyi ve kötü tercüme örnekleriyle ta başından beri okuyucuların önüne getirilmiş, tiyatrolarımızda temsil edilmiş. 1965 yılında Cüneyt Gökçer’in başrolü oynadığı “Vanya Dayı”yı galiba dönemin seyircileri hâlâ unutamadılar.
Milliyet: - İlber Ortaylı
17 Ocak Pazar 2010
15 Ocak 2010 Cuma
saat üç olmuş






Fotoğraflar için Kaan Sağanak'a ve bu fotoğrafları bana ulaştıran
Bennu Yıldırımlar'a teşekkür ederim.
Ben de korkuyorum yalnızlıktan.
Koşma diyorsun ama koşmak zorundayım.
Belki de birazdan düşerim.
Yolum o kadar dar ki.
Tek bir noktaya baka baka ilerliyorum.
Yazıyorum,çiziyorum,kağıtlarımı buruşturuyorum çokça fakat yine de tatmin olamıyorum.Susuyorum onlara bakarken.
Olmuyor.
Görmüyorum,duymuyorum son bi kaç gündür.
Nefes alıp veriyorum biliyorum ama yaşadığımı pek sanmıyorum.
Çevremi de yaşatamıyorum.
Bilmiyorum.
...Seni özlüyorum.
Kıyılardan çıkalım şimdi.
Efendim, dün şehir tiyatroları oyunu "İntiharın Genel Provası"nı seyir eyledim.
Duşan Kovaçeviç tarafından yazılmış.2008 yılı içerisinde olmalı.
Oyunda, Bora Seçkin, Serhat Mustafa Kılıç, İbrahim Can ve Bennu Yıldırımlar rol alıyor.
Oyun ilk olarak 16 Aralık'ta sahnelendi.
Tuna köprüsü üzerinde ısrarla intihar etmek isteyen adamın çevresiyle de mücadele etme çabasıyla başlıyor.Son adımda bile mücadele.Çok yoruluyoruz değil mi?
Mutsuz insanlar ve dolandırılıcılığı ellerinden bırakmayanların mücadelesi.
Yalnız bu şekilde anlatmakla olmuyor işte
Arkadaşlar n'olur tiyatrolara gidiniz.
Yaşadığınızdan emin misiniz?
Haydi gidin.
Ve
soruyorum.
"Kurt, neden ot yemez?"
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

