Umduğu gibi seyir edecekti sayfaları.Başlarda gerginliğin gitgide yoğunlaştığını farketse dahi istifini bozmadı.Ortalığı velveleye vermenin bir manası yoktu.Numaralar yavaş yavaş artarken gözbebekleri de büyüyordu.Gerçektende bir sevgi ya da bir saygı var mıydı?Saygıyı düşünmüyorum bile ama sevgisi telefonundan gelen seslerin öncesinde yıpranmıştı bile.Yokoluşların ne başlangıcı ne de sonuncusuydu.Sadece bir kapı aralığının iki de bir gıcırtı çıkarmasına tahammülü kalmadığından bir parça pamuğa yağ döküp değdirdi.Gün geldi ve kapı tam olarak kapandı.Tabiki sürekli açılıp kapanıyordu ama gıcırtı çıkıran yoktu.Tasasız kafasını bir an önce toparlama planları süre gelirken bir yandan da...
"Gittikleri günleri,saatleri,üzerlerindeki kıyafetleri hiç unutmadı bileklerindeki sıra sıra izleri sayarken.Bir yudum daha içti kırmızı şarabından..."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder